Sigara alışkanlığı gibi bir şey sanki.Hani nasıl belirli aralıklarla sigara içmek istersin işte onun gibi..Eliniz cebinize gider bir sigara çıkarır tüttürürsünüz,şartlanmışçasına düşünerek yaptığınız bir şey değildir o sigarayı alıp ağzınıza götürmek…Zaten düşünce boyutu olan bir hareket olsa kesinlikle yakmazsınız o sigarayı, sağlığınıza vereceği zararı düşünürsünüz dahası çevrenize vereceği zararı düşünürsünüz… o sigaranın odanızın duvarındaki boyaya bile zararı olduğunu hesap edersiniz belki..
Bizimkide öylesine bir alışkanlık ki farkında olmadan elimiz bilgisayarın tuşlarına gidiyor ve birden kamerayı açıveriyoruz.Bizim alışkanlığımızın farkı sigara gibi zararının olmaması.
25 Şubat 2010 Perşembe akşam saatleri, saat 17:30 mesai bitti bitecek..Elimiz gidiyor yine klavyeye gayri ihtiyari ve kamerayı açıyoruz .çeşme başında bir köylümüz ineklerini suluyor…Pek çoğumuzun kim bilir kaç kere yaptığı iş çeşme başında inek sulamak…. Hatırlıyorum akşam üzeri kalabalık olurdu çeşme başı bizden önce gelen biri ineklerini sularken bekletmeyi bile başarırdık bizim inekleri.
En sıkıntılı yanı daha önce pek fazla dışarı çıkmamış bir buzağı çeşmeye getirilmişse meydanı boş bulmuşçasına oradan oraya koşturur ve koştururdu sahibinin sinirli bakışları arasında.
Koşuşturan bir buzağının peşinde koşan köylümüzü izliyoruz kameramızdan.Ardında bir köylümüz el arabasına (Kotika mı desek acaba ) yüklemiş iki balya samanı kameranın önünden geçiyor kim acaba diye dikkatlice bakmaya çalışırken birden görüntüden kayboluyor ve yeniden kameranın tam önünde bitiyor.Benim tertipmiş meğer….. Selçuk :))
Bu duygular ile izliyoruz bir akşam üstü köyümüzü,Fotoğrafları da sizlerle paylaşıyoruz…
Evet bir keresinde bende çeşme başında inekleri sulamaya getirmiştim o gün şöyle oldu böyle oldu diye ballandıra ballandıra anlatacağınız hikayeleriniz canlanmıştır mutlaka gözünüzde..Hadi durmayın hemen paylaşın bizlerle ziyaretçi defterimizde..
Sevgilerimle,
Yılmaz FINDIK