ESKİ KÖY YAŞAMI VE MUTLULUK
Ne güzeldi eskiden köy yaşamı. Televizyon yoktu ya da bilmezdik. Gazete de her zaman olmazdı.Sadece radyodan izlerdik ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri. Radyo da herkeste yoktu. Rahmetli Haşim Agadan (Güçlü) alırdık haberleri. Şimdiki gibi televizyon, gazete olmayınca , keyfimiz de bozulmazdı hiç! Dışarıda kar... Ama Maşinga sobası içten içe öyle yanıyor ki. "Maşinga" nın üzerinde demir maşa... Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri. Maşinga sobadan önce ninemizin yaptığı topraktan “Peçka” vardı. Aydınlık bir kış ...sabahı ve kızarmış ekmek kokusu... Sucuk lükstü. Yumurta ise lezzetli ve en temel besin kaynağımız. Yumurta öyle önemliydi ki yemek olmayınca hemen imdada yetişirdi. Ekmek her zaman ekmek gibi... Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış , bir kez köyünün merasında,tarlalarında, korularında,göletinde dolaşmamış, fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger yiyerek birbirleri ile şakalaşan çocuklar ve gençler için ben ve ya benim çağımdakiler ne kadar yaşlıyız ya da geriyiz...Buna yaşlılık veya gerilik mi? denir yoksa köye ve köyde yaşanılanlara,köyün doğal besinlerine, köyün o temiz sade havasına özlem mi? denir. Evet 2 günden beri dışarıda kar... İçeride sıcaklık... İçeride huzur... Şimdi köyde olmak, kırlarda kar üzerinde gezinmek ne güzel olur.
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Budakdoğanca İlkokulundayken gazetemizi köye gelen Ka Çi Çi 'ye (Simitçinin lakabı) ısmarlardık. Öyle güzel günlerdi ki o eski günler, keyfimiz bozulmazdı hiç! Sobanın üzerinde kestane közlemek , mısır patlatmak büsbütün bir gecenin mutluluğuydu. Sonra soğuk kış gecelerinin uzunluğunda , televizyon ve internetin olmadığı ortamda, idare lambasının ışığında güzel sohbetler edilirdi. Büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar dinlenirdi büyük heyecan ve ilgiyle... Şimdiki vurdulu-kırdılı-aşklı dizilerin , çocukların beynine şiddet ve hıyaneti işleyen dizilerin yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası vardı ...Masal anlatsın diye ninelerimizin etrafını çevirirdik uzun kış geceleri..Hayal dünyamız gelişirdi ninemizin anlattıklarını dinleyince..Akşam ev gezmelerine annemizle birlikte giderdik. Vesile yengenin (Vatan) masal anlatımına doyum olmazdı. Gönüllü masal anlatıcımızdı bizim rahmetli Vesile yengemiz. Şimdi olsa da anlattığı masalları kayda alsak. Ama hep bazı şeylere geç kalıyoruz.
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi? Ekmeklerimiz annelerimizin o güzel elleri değerek üretilirdi ve köy fırınında pişerdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı. Annelerimiz fırına ekmek atarken biz küçükler için “Kolik” yapmayı ihmal etmezlerdi. Çay da kokardı... Domates de...Hele o tarhana kokusu...İçine ekmek doğranmış, hafiften üzerine süt dökülmüş tarhana sinisinin "Hayat" ta soğumasını beklemek ve kedilerden korumak... Bütün bu güzelliklere , küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.. O bakkal dükkanından kendi kümesimizden aşırdığımız yumurtalarla alışveriş yapmanın keyfi anlatılmaz...İki yumurtaya bir kıstırma.. (Kıstırma 2 adet bisküvü arasına 1 lokum)….Dışarıda kar... İçeride huzur... Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi... Kimin umurunda... Ne güzel saf, temiz duygulara sahiptik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk.... Kızak kaymaktan, çelik-çomak oynamaktan, geceleri saklambaç oynamaktan, gölette yüzmekten, akşamüstü tarladan gelince Çakmak Çeşmesi başına Piyasaya çıkmaktan,kısacası köyde yapılan Her şeyden mutlu oluyorduk. Tüm köylülerimizin yaşadığı her "an" dan keyif alması, mutlu olması dileğiyle, Nazım Hikmet'in "Mutluluk" şiirinden iki mısra ile bitirelim yazımızı; "Sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin? İşin kolayına kaçmadan ama" . NOT: "Maşinga" , “Peçka”, “Kolik” ve “Hayat” için Sitemizin Genel Bilgiler- Kültür- “Bizim Sözlük” bölümüne bakınız.
Necmettin KIYICI