13 Mart Pazar günü köye gittim. Hava çok güzel,güneşli, 19 derece sıcaklık var. Sıcağın ve baharın etkisiyle köylüler dışarıya çıkmış, tarla ve bahçe işlerine başlamış. Selim ve Hasan Altay kardeşler evin yanındaki meyva bahçelerine soğan,sarımsak, nohut gibi sebzeler ekiyorlardı. Merhaba ve kolay gelsin dedik kendilerine..Dağlı Mümin'i ziyaret etti babam hemen ayak üstü. Acele ediyor bir an önce danaları taramak için. Onu eve bıraktım, Ahmet dayının bahçede Memnune yengem ve Fahriye halam topladıkları ıspanakları ayıklıyorlardı. Onlarla biraz sohbet ettim. Sonra Uzay ile kahveye gidip çay içtik. Dışarı çıkınca Atatürk heykeli Bahçesinde ve etrafında bir sürü çöp vardı. "Yaşadığımız yeri temiz tutalım" anlayışı ile 5 dakikada çöpleri bir torbaya topladık. Muhtarlığın önünde ve yan tarafında duran boş boya kutularını ve fayansları yine 5 dakikada Uzay , Akın ve ben toparladık. Güzel bir görüntü oldu. Eve giderken Alper'e ve kayınpederi Osman'a kolay gelsin dedik. Alper, Mahmut Açış'ın evlerini satın almış, tadilat yaptırıyordu. Köy merkezine taşınacak olmaktan başta Kıymet ablam olmak üzere hepsi çok mutluydular. Sonra Tuğrul ile köyün üst tarafında gezinti yaptık. Muhittin yeni aldığı arabayı yıkıyor, Camcı Hüseyin de bahçeyi sürüyor, Tatar Ahmet'te onu izliyordu, uzaktan el salladık kendilerine. Biraz sonra Muhtar yem getirdi traktörle. Çeltik ile beraber yemleri taşıdılar, onları görüntüledik. Sonra babamla birlikte mezarlığa gidip, biraz temizlik yaptık.
Sevgili Budakdoğancalılar; Çok kısa sürede parkımızın çimlerini yenilememiz ve bakımını yapmamız gerekir. Çimler çok zaiyat görmüş, parkın etrafındaki teller kopmuş, elektrik direğinin biri yıkılmış. Biz değil miydik 2008 yazında tam hiç ara vermeden 10 hafta boyunca birlikte çalışarak o güzelliği yaratan? Sonra muhteşem bir açılış yapan Budakdoğancalılar değil miydi? Niçin sahip çıkamadık köy meydanımıza? Bir köyün göstergesi "KÖY MEYDANI" dır. Gelen yabancılar bir köyü, meydanının güzelliği veya çirkinliği ile hatırlarlar. Yapılan güzelliklere sahip çıkıp, koruyup, kollamamız gerekir diye düşünüyorum. "Hep biz mi yapıcaz" dememeli, taşın altına hep birlikte elimizi koymalıyız. Edirne'de oturup ta köyde tarla işleyen kişiler de "kendini misafir" gibi görmemeli, her zaman köy için desteklerini vermelidirler. Herşey orada yaşayan insanlardan beklenmemelidir. Köy muhtarlığının köyün işlerini "görmek ve gördürmek" için salma parası toplamak gibi bir yetkisi var 442 sayılı Köy Kanunda. Köy Muhtarlık Heyeti hane veya tarla dönümü başına bir bedel tespit edip, bunu karar defterine yazıp toplayabilir ve Köy Bütçesi oluşturabilir. Bizler gibi hiç tarlası olmayanlar da her yıl köyümüze belirlenen bir miktarı katkı olarak yapabiliriz.
Benimki bir öneridir. Köyümüzün sadece tarla geliri var, başka geliri yoktur. Yukarıdaki önerim uygulanırsa köyümüzün tarla gelirinden başka bir geliri daha olur ve kalıcı olur. Hep taşıma suyla değirmen dönmez. Değirmene hep birlikte su taşımamız gerekir ki değirmenin çarkı sağlıklı dönsün...
Sevgi ve Saygılar..
Necmettin KIYICI