Merhaba Sevgili Köylülerim;
Köyde geçirmiş olduğum 1,5 günün izlenimlerini yüksek müsaadelerinizle sizlerle paylaşmak istiyorum..
Pazartesi günü saat 16:30 gibi köyümüz Budakdoğanca'ya vardık. Evde biraz hoşbeşten sonra kahveye gittim. Hava son derece müthiş sıcak ve bunaltıcı. Nem oranı oldukça yüksek. Kahve önündekilerle selamlaşma faslından sonra kamelyaya oturduk. Ama çok sıcak , duramadık ve Şaban Takşar ile birlikte kahvenin arkasına geçtik.
Köyde ilk dikkatimizi çeken kahvenin boyanmış olmasıydı. Muhtarlığımız bu yıl köy tarlalarından elde ettiği buğdayın gelirini köy konağı onarımına ayırmış. Daha önce haber yaptığımız gibi ilk önce çatı aktarılıp kırık kiremitler yenilenmiş, kiremitlerin altına ziftli kağıt döşenmiş ve çinko su olukları pvc su olukları ile değiştirilmiş. Daha sonra kahvemizin iç ve dış cephe boyası yapılmış. 2 yıl öceki tadilatta kahvenin ocaklığı değiştirilip iç kısma yapılacaktı. Çalışması başlamış ama mermeri ve evyesi tamamlanmamıştı. O da tamamlanış ve ocaklık yenilenerek kahvenin içine alınmış. Su tesisatı çekilmiş. Sadece kahvenin içinin ve camlarının temizlenmesi kalmış. Onu da bu akşam (17 Temmuz akşamı) yapacaklarını belirttiler.
Güneş alçalmaya başlayınca kahvenin önünündeki büyük çam ağacının altına geçtik. Bu arada Akın Vatan gelip ocaktaki suyu ısıttı ve çayı demledi. Çam ağcının gölgesinde çayımızı yudumladık. Bu arada sohbeti köy konağının bahçesine yapacağımız "Nostaljik Kuyu" ya getirdik. Nostaljik Kuyu için Taş Kuyu Bileziği arıyorduk. Ahmet Tabak dayım Çayırlıkta olabileceğini söyledi. Yaverimiz Selçuk Yeşilyurt ve Ulaş Kıyıcı ile birlikte Çayırlık'a doğru yola çıktık. Yolda Ferhat Tabak'a rastladık. Ferhat'ın bahçesindeki karpuz ve kavunları inceledik. Hemen altında Sabri Fındık'ın evin arkasında Orhan Sağlam'ın da bahçesi vardı. Gerçekten her iki bahçe de çok güzeldi. Köyde yaşayan insanların çiftçilik yanında, kendileri için yazlık ve kışlık birşeyler ekmeleri, üretmeleri çok güzel bir şey. Bahçelere imrendik. Ferhat'tan karpuzlar olgunlaştığında yeme sözü aldık. Ulaş, Ferhat'ın eski traktörü Cramer 'de hatıra fotoğrafı çektirdi ve yolumuz devam ettik. Yol kenarında Sabriye Fındık yengemi fotoğrafladım. Sonra dayımı da çağırdık ve ikisini birlikte fotoğrafladık.
Çayırlık'a girdik ve kuyuların bulunduğu tarafa giderken oraya daha önce köy adına ekilen elma, vişne,ceviz gibi ağaçların kuruduğunu ve çok az ağacın kaldığını gördük ve üzüldük. Öncü yaverimiz Selçuk önden gidiyordu ve bağırarak müjdeli haberi verdi. Müjde hocam kuyuyu buldum diye bağırdı. Hemen o tarafa doğru gittik, gerçekten kuyu bileziği yarısı toprağa gömülmüş şekilde orada duruyordu. Tam İsmail Tabak'ın "Harman Yeri" nin üst tarafındaydı. Hatırlatmakta yarar var Çayırlık hemen hemen tüm köylülerin harmanının olduğu bir yerdi. İki adet kuyu bileziği varmış fakat biri kırılmış. Kuyu faal halde. Köylülerimiz ilaçlama yampak için suyu buradan alabiliyorlar. Rahmetli Emin Onbaşı (Emin Seymen) kuyuya yeni bir bilezik yaptırıp, temizletmiş ve kuyuyu kullanılır hale getirmişti. Hemen yan tarafındaki tarlasının başına da iki katlı bir ev yapmıştı ama evi tamamlayamadan vefat etmişti. Hemen kuyunun çapını ölçtük. Çünkü köyümüz marangozlarından Beyti Yeşilyurt Nostalji Kuyumuza çatı vs. yapacağından çapını istemişti. Ölçüyü aldık ve üst yoldan yolumuza devam ettik. Basri Ersaçmış'ın kuyusunu merak ettik ve oraya doğru yöneldik. Kuyuyu fotğrafladık. Basri ve Şakir Ersaçmış'ın meyva bahçeleri gerçekten güzeldi. Fahriye yengemden izin alarak elma, şeftali ve erik topladık. Erik Erdem'in bahçesindendi. Av.Erdem Ersaçmış bahçeyi, daha yeni oluşturduğundan diğerlerine göre biraz meyva ağacı eksikti. Kuyu Bileziğini bulduktan sonra Köy Müzesi oluşturma fikrimiz için malzema arayışına devam ettik. Cami yanında Dibek Taşının yerini tespit ettik. (Beyti Yeşilyurt Dibek Taşına da 2 adet tokmak yapacak) Süt Toplama Merkezinin yan tarafında Harman Yuvarlağı bulduk. Oradan Rahmetli Mehmet Pehlivan'ın evine gittik. Ev harabe bir haldeydi. Çatı kirişleri bel vermeye başlayınca Ali Pahlivan traktör arabasının demir ilave kanatları ile kirişlere destek yapmış. Selçuk ile birlikte içeride müzemize koyabileceğimiz malzeme aradık. Gaz lambası, hasır sepet, dışı örgülü küçük su damacanası, tırpan, taktak terlik, Şerife ninenin çeyiz sandığı, Ali amcanın çocukluk patiği, eski çamaşır leğeni, bakırağacı vs. bulduk. Bulduğumuz malzemeleri ertesi gün traktörle almak üzere bir kenara topladık. Ali Demirel'in (Ali Dayı) harabe eve uğradık birşeyler bulabilir miyiz diye? Ama birşey bulamadık. Sadece yıkılmiş bir toprak "peçka" vardı onu fotoğrafladık. Aşağıya inerken Orhan Sağlam'ın eşi Necla Sağlam'ı elle inek sağarken gördük ve izin alarak fotoğrafladık. Necla Yenge , annemden sonra elle inek sağarken gördüğüm ilk kadındı. Galip amca da köydeymiş, gidip Sebile yenge ve Galip amcanın elini öptüm. Karşılığında organik iki adet salata aldık, Selçuk ile birlikte yedik. Galip amca beni görünce "ne yapıyor bu Galatasaray böyle? Avrupa Şampiyonu mu olacak yoksa?" diyerek transferlerden dolayı memnuniyetini belirtti. Ben de, Fatih Terim bir şeyi kafasına koydu mu yapar Galip amca diyerek destek verdim kendisine. Kısa sohbetten sonra müsaadesini istedik ve ayrıldık. Bu arada Ahmet Uludoğan traktörle yanımızdan geçiyordu. Ne aradığımızı sordu? Biz de derdimizi anlattık. Ben de ebeannemin gece feneri var dedi. Verebilir misin dedik? Veririm dedi ve hemen eve gidip getirdi. Feneri torunu Giray'dan teslim aldık ve kendisine teşekkür ettik. "Ebeanne" , bir zamanlar köyümüzde muhtarlık da yapmış, "Çekirdekçi İbrahim" lakaplı İbrahim Yılmaz'ın eşiydi. Ebeanne, köyümüzde 1930-1 970 yıllarında doğan bütün çocukların ebesiydi. Kendisini köyümüze yapmış olduğu bu sağlık hizmetinden dolayı saygı ve rahmetle anıyorum. Sonrasında Altuğ'ların harabe olmuş evine girdik. Maalesef orada da bir şey bulamadık. Eski banyo dolabının fotoğrafını çektik ve Muharrem Şahin 'in evde boyunduruk, eşek semeri vs. buluruz umuduyla oraya yöneldik ama umutlarımız boşa çıktı ve aramalarımıza ertesi gün devam etmek üzere son verdik.
Dönüşte Çakmak Çeşmesinden suyumuzu içtik. Bu arada Çakmak Çeşmesinden itibaren çekim yaparak kahve önüne gittim. Kahvede Ahmet Emir'i görünce yanına oturdum. Kamerayı Mahmut Vatan'a verdim ve ben Ahmet çavuşu konuşturmaya başladım. Çok güzel sohbet ettik fakat sonr akameranın çekim düğmesine basmadğımızı farkettim. Sonra çekimi yeniledik ama önceki gibi olmadı. Evden akşam yemeği için çağırdıklarında yeni koyun çobanımız İlyas Çelik dayının koyunlarını Çakmak Çeşmesinde suladığının görünce hemen kameramızı çalıştırdık ve koyunların su içmesini görüntüledik. Yemekten sonra kahveye gittik ve akşam çayımızı içtik. Fakat kahvenin yeni elemanı Ualş parayı peşin almadan bana ve muhtara çay vermedi. Hatta Selçuk ağbisinden bile çay parası aldığını söyledi.
Sabah kalkınca önce kahveye giderek çayımızı keyifle yudumladık. Kahvaltı sonrası Ayhan, babam ve ben Çayırtarla'ya mısır sulamaya gittik. Boruların yerlerini değiştirdikten sonra su motorunu çalıştırmak için dereye gittik. Ayhan su motorunu çalıştırmak için yaklaşık 20 dakika uğraştı. Bu arada kamerayı çalıştırdım. Babam motor çalışmayınsa sinirilendi ve kalaylamaya başladı. Ben de su motorunu yenilemek lazım dedim. Babam da "seneye" dedi. Kendimi bildim bileli babam bu sözü söyler. Bir anlatıya göre vefat eden köylünün içini açmışlar "seneye" yazısı çıkmış. Bu sözü sadece babam değil, bir çok köylü söyler. Bir şeyi almak isteyip te alamayan köylüler hep hayallerini seneye ertelerler. Motor çalışıp su basmaya başladıktan sonra köye döndük. Ben aşağıki mahalle de indim. Memnune Tabak yengemi bahçede ocak başında "erik marmelatı" kaynatırken buldum. Yengemin kola ikramında sonra eski evleri gezmeye başladık. Bu arada küçük yaverim Ulaş'ta geldi. Eski bir bakır ve bakırağacı ile toprak akıtma sacı, kosa, orak bulduk. Yengeme teşekkür ederek Hayriye Sönmez'in evine geçtik. Rahmetli dağlı Mümin Sönmez'in evde boyunduruk bulmayı umuyordum. Maalesef boyunudurk bulamaduık. Ama eski evde bir çok malzeme bulduk. Bunların en ilginci öreke ve ip sarma çubuğuydu. Yayık ta bulsaydık iyi olurdu ama bulamadık. Bulduğumuz eşyaları bir kenara koyarak, daha sonra almak üzere Hayriye ablaya teşekkür ederek ayrıldık. Oradan ilk köy konağı,okul, sonrasında cami ve en son köy imamı lojmanı olarak kullanılan en az 110-120 yıllık binaya gittik. Orada da birşey bulamayınca Hikmet Arabacı'yı ziyaret etederk elini öptük ve bir süre sahbet ettik. Hikmet teyze bize erik ikram etti.
Eve döndüğümüzde Muhtar , borunun patladığını ve tekrar mısır tarlasına gitmemiz gerektiğini söyledi. Motorsiklete bindik ve gittik. Boncuk (Ferhat Tabak) traktörle kazık çekiyordu yan tarlada. Onun da yardımıyla yolun altından geçen ve patlayan boruyu değştirdik. Tekrar su motorunu çalıştırarak mısıra su basılmasını sağladık. Hudut boyunca açılan geniş sınır yolundan diğer mısır tarlasına giderken Ferat Emir'in bahçesinin yanından geçerken muhtar "ağbi torbamızda biraz cızmanacık var, Ferat'ın bahçeden katık için birazcık ta domates toplayalım" dedi. Her ne kadar mal sahibi orada yokken ve izni olmadan birşeyler toplamak olmazdı ama sadece nefsi körletmek katık olması için toplandığında haram sayılmazdı. Bunu bize yıllar önce çapa kazarken rahmetli Şerife Pehlivan nine öğretmişti. "Yavrııım yemişin haramı olmaaaz" derdi. "Emmee çok koparmeyceeniz, yiicek kader koperceeniz" derdi. Şerife ninenin sözünü şiar edinerek az kopardık. Gerçi biberden başka birşey bulamadık. Domates ve patlıcanlar daha olmamış. Salataları ve çilekleri Ferat toplamış, bize biberler kalmış. Ben de kısmetsiz olmamıza bozularak "torbayla toplayalım biberleri" dedim ama muhtar hırsızlığa girer dedi ve kabul etmedi. 7-8 adet biber ile döndük. Umarım Ferat ağbimiz helal eder.
Köye döndükten sonra traktörü alarak yaverlerle birlikte Kahveci lakaplı Mehmet Pehlivan'ın evde dün bulup ayırdığımız malzemeleri almaya gittik. Brışka' ya yüklediğimiz malzemeleri daha sonra oluşturacağımız müze de kullanmak üzere koruma altına aldık. (Brışka, traktörün arkasına takıla küçük kasa) Tekrar kahveye döndük ve yeni demlenen çaydan içtik. Bu arada muhtar köy konağını onaran ustalarla pazarlık yapıyordu ve bizde pazarlığa müdahale ederek fiyatın bir miktar daha inmesini sağladık. Bu arada Edirne'ye gidecek bir araç geldi ve babamla birlikte Edirne'ye gitmek üzere yola çıktık. Böylece 1,5 günlük Budakdoğanca gezimiz sona erdi.
NOT: Gezi fotoğrafları ve video çekimleri daha sonra paylaşılacaktır. Bu arada Köy Müzemize koymak üzere evinizde bulunan her türlü eski tarım, ev aleti ve eski giysileri (aba potur pantalon, çoban kebesi vs. gibi) köy muhtarlığına teslim edebilirsiniz. / Arkadaşlar köyde herkesin tarlası, tarlasından başka evin önünde geniş bahçeleri var. Bu bahçelerin çok bakımsız olduğunu ve değerlendirilmediğini gördüm. Bu bahçeler meyva bahçesine dönüştürülebilir, sebze vs ekilebilir. Başta kendim de dahil olmak üzere tüm köylülerimizi en azından bahçelerine sahip çıkmaya ve buralarda birşeyler üretmeye davet ediyorum. Köyde örnekleri yok mu? Var.Hem de çok güzel örnekler var. Yazım da da belirttiğim arkadaşlar çok güzel yapmışlar ve yapıyorlar. Ama daha fazla olursa, herkesin bahçesi daha düzenli olursa köyümüze daha bir güzellik gelir düşüncesindeyim... SAYGILARIMLA....
NECMETTİN KIYICI