20-21 Nisan tarihlerinde Budakdoğanca Veteran - Serez Veteran maçı için Yunanistan'daydık. Öncelikle böyle bir organizasyonu gerçekleştiren Selim ALTAY ve Erdem ERSAÇMIŞ'a çok teşekkür ederim.
Yolculuğumuz 20 Nisan Cumartesi sabahı saat 05:30'da Migros önünden hareketle başladı. Gümrük işlemleri bittikten sonra sınır köyü olan Kastanyas'tan geçtikten sonra otabana girdik. Sırasıyla Orestieada, Dimetoka, Dedeağaç, Gümilcine, İskeçe ve Kavala'dan geçtik. Otabandan gittiğimiz için bu saydığım yerlerin şehir merkezleri dışından geçtik. Sınır kapısı Kastanyas'tan başlayarak, Kavala'dan 10 km önce olan Karasu nehrine kadar olan bölge Batı Trakya olarak adlandırılıyor. Burada Türkler yoğun olarak yaşamakta. Özellikle Dedeğaaç'tan sonra Gümilcine ve İskeçe bölgelerinde Türk nüfus oranı %80 civarında. Yol kenarında sağlı-sollu Türk köyleri yer almakta. Bazı köylerde tamamen Türk, bazılarında ise Türk ve Yunan halkı birlikte yaşamakta..Bunu köyde hem cami , hem de kilise olmasından anlıyoruz. Bu köylerde dikkatimizi çeken bir nokta hemen her köyde tribünü olan çim futbol sahalarının bulunması.. Bir diğer nokta da çiftçilerin sulu tarım yapması. Sulanmayan arazi yok gibi.
Kavala'yı geçtikten sonra eskiden önemli bir Türk kenti olan Drama'ya geldik. Drama girişinde bizi, halı sahada Budakdoğanca veteranlar ile 1 yıldan bu yana beraber maç yapan Yunan dostumuz Stelyo LEPAS karşıladı. Drama'da bir kafede kahve ve çay içtik. Burada yan masamıza yaşlı bir Yunan'lı geldi. Türkçe konuşmamız ilgisini çekmiş. Nereden geldiğimizi sordu. Edirne'den geldiğimizi söyledik. Hristo amca, 1936 doğumlu İstanbul'lu bir Rum odluğunu, İskenderun'da tam 3 yıl askerlik yaptığını söyledi. Yassıada'da askerlik yapmış, ama o zaman daha 60 ihtilali olmamış. Askerlikten sonra Almanya'ya gitmiş, Drama'lı bir kız ile evlenerek buraya yerleşmiş. Ama annesini İstanbul'dan getirememiş. Annesi Drama'ya gezmeye geldiğinde vefat etmiş. İstanbul'a gidiyor musun? diye sordum. Nasıl gideceksin? 800 avro emekli maaşı alıyorum. En son 1973 yılında gittim. Beyoğlu'nda doğdum büyüdüm. Çok isterim ama ekonomik şartlar çok ağır dedi. Hristo amcaya vede ettik. Drama çarşısında küçük bir gezinti yaptık. Debreli Hasan türküsünde "Drama köprüsü dardır geçilmez bre Hasan" dizeleri geçen köpüyü sorduk. Stelyo Drama'nın yabacısı olduğunu, bilmediğini söyledi.
Gezintiden sonra Drama'dan ayrıldık ve Serez'e doğru yola çıktık. 20-25 km uzunluğunda dümdüz Drama ovasını geçtik. Biraz dağlara çıkınca tepeden Drama'ya ve Drama ovasına baktık. Batı Trakya'da olduğu gibi sulanmayan arazi yok. Sulamayı da çok modern yapıyorlar. Makaraya sarılı borularla ve italyan tabanca ile sulama yapıyorlar. Kulanıdıkları sistemde, sistemi tarlaya kurduktan sonra başında durmalarına gerek yokmuş. Saat ayarlamalı sistem, yavaş yavaş sulama yaparak tarlanın dğiğer başına doğru gidiyormuş. Biz de böyle yer altı sulama sistemleri niye kurulmuyor diye kendi kendimize sormadan edemedik. Biraz daha yol aldıktan sonra dağın zirvesinde Alistiati köyüne geldik. Burada Kırklareli'ndeki Dupnisa mağrasına benzeyen mağarayı gezdik. Dupnisa 350 metre uzunluğunda, burası ise 1500 metre. Oluşumu 3 milyon yıl önceye dayanıyor. Muhteşem sarkıt ve dikitler var. Fakat mağaranın giriş ve çıkışlarını kapattıkları için yarasalara yaşam alanı kalmamış. Dupnisa'da ise yarasalar yaşamlarını doğal ortamlarında sürdürmekteler. Alistiati köyünden sonra inişe geçtik. Bu kez karşımıza yine oldukça uzun Serez ovası çıktı. Burada da çiftçilerin modern tarımlarına devam ettiklerini gördük. Serez, Orta Makedonya bölgesinin 100 bin nüfuslu şehirlerinden biri. Serez, Drama, Kayalar gibi iller, 1924 mübadelesine tabi tutulur ve Türkiye'deki Rumlar ile yer değiştirilirler. Anlaşma gereği Batı Trakya mübadele dışında tutulur.
Serez'e vardığımızda saat 14.30 civarıydı. İlk önce bir lokantada karnımızı doyurduk ve otelimize yerleştik. Biraz dinlendikten sonra saat 17:00'da maçın yapılacağı stada gittik. Stadın Yunancasının "Tren" olduğunu öğrendik. Stad, şehirin hemen dışında bir yerdeydi. Stada varınca şaşkınlığımız gizleyemedik. Yaklaşık 10 tane doğal çimli, hemde tribünlü stad vardı. Tribünü 2 yönlü yapmışlar. Biri bir stada, diğeri de arkadaki stada ait. Neden Edirne'de böyle gençlerin spor yapacağı kompleks stadlar yok? Yapmak çok mu zor? Gençlere spor alanları yaratmazsan, onlarda boş zamanlarını kafelerde boş boş oturarak geçirirler.
Dostumuz Stelyo LEPAS, büyük bir organizasyon gerçekleştirmiş. Çok güzel bir seromoni gerçekleştirdi. Takımlar sahaya bayrak ve flamaları ile çıktılar. Seromonide kaptanlar birbirlerine flamalarını hediye ettiler. Rakip takım , bizim futbolcuların herbirine hediyelerini sundular. Maç öncesi Serez Belediye Başkanı konuşma yaptı. Serez yerel televizyonu çekim yaptı. Çok güzel anlar yaşandı.
Maç saat 18:00'da başladı Serez Veteranları maça çok iyi başladılar. Maçın daha başında Mehmet Kıyıcı, soldan girdi, rakip kenar yönetiminin önünde maçın ilk çalımını attı. Pozisyon geçtikten sonra Serez takımınını teknik direktörü "KARDAŞ" diye Mehmet Kıyıcı'ya sarıldı. Maç tam bir dostluk havasında başlamıştı. Rakip takım çok güzel top çevirdi. 7.dakikada 1-0 öne geçtiler. Takımımız, rakipin pas trafiğini kırmak için çok pres yapmak zorunda kaldı. Oyun dengelenir gibi olurken 25. dakikada 2.golü kalemizde gördük. Daha sonra yavaş yavaş kaleye gelmeye başladık. Bir pozisyonda muhtar Ayhan, Selim'den aldığı pasla ve bir çalım ile ceza alanına girdi. Fakat kaleye vurmak yerine topuk pası ile tekrar Selim'i tercih edince bir golden olduk. Devre arasında muhtara "niye kaleye vurmadığını" sorunca, Selim'in pas istediğini söyledi ve vurmaktan vazgeçtim dedi. Bir frikik atışında kaptan Selim'in vuruşu az farkla kalenin üstünden dışarı çıktı. 35. dakikada Erdem Ersaçmış ile golü bulduk ve durumu 2-1'e getirrdik. Gölün hemen ardından Erdem'in şutu direkten geri döndü ve ilk yarı 2-1 sona erdi.
2. yarıda tek yedeğimiz Osman Kıyıcı'yı oyuna aldık. Ayrıca Serez'den 2 oyuncu da bizim takıma 2.yarıda yer aldı. 2. yarıda daha dengeli oynadık ama üstünlük hep onlardaydı. Oyunu istedikleri gibi yönlendirdiler. Sonradan öğrendik ki birçoğu 2. lige profesyonel futbol oynamışlar. 2. yarıda "Turhan" formalı Yunan'lı oyuncumuz sağdan ceza alanına girdi ve yerde kaldı. Kazanılan penaltıyı kaptan Selim, frikikte olduğu gibi kalenin üzerinden auta attı. Böylece beraberlik şansını kaybettik. Halı sahaya alışık olan takımımız büyük sahada yoruldu ve Serez maçın sonlarında bir gol daha buldu ve maç 3-1 sona erdi.
Maç sonunda Serez Yerel televizyonu kaptan Selim Altay, başkan muhtar Ayhan Kıyıcı ve teknik sorumlu olarak benimle röportaj yaptı. Haberlerde maça yer vereceklermiş. Stelyo'dan haberin bandını istedik. Getirirse sitemizde yayınlarız.
Maç akşamı bizi müzikli bir lokantaya götürdüler. Müzikli derken gitar çalan bir müzisyen gece boyunca çaldı ve oradakileri eğlendirdi.Serez takımı, eşleri ile birlikte bir masaya oturmuşlar bizi bekliyorlardı. Lokantaya girdiğimizde hepsi ayağa kalktı ve tek tek bize hoşgeldiniz dediler. Bize ayrılan uzun masaya oturduk. Stelyo Lepas bir konuşma yaptı. Bizden de avukat Erdem Ersaçmış bir teşekkür konuşması yaptı. Erdem 6. Budakdoğanca Dayanışma Gecesine hazır olduğunu böylece göstermiş oldu. Yemek başladıktan bir süre sonra hepimizi oyuna kaldırdılar. Ama gecenin en çok eğleneni kaptan Selim oldu. Stelo ile birlikte gece boyunca pistten inmediler. Ben de "Selim'in bu performansından sonra penaltı kaçırmasının hiçbir önemi yoktur" dedim. Fakat başta muhtar Ayhan Kıyıcı ve Turhan Ayevi olmak üzere büyük bir tepki aldım. Benim teknik direktörlükten ve Selim'in kaptanlıktan alınmam masaya yatırıldı hemen. Hep Selim'i koruduğum, onu oyundan alamadığım, penaltı atmasına izin verdiğim, maçı iyi yönetemediğim, Fatih Terim hareketleri yapamadığım için eleştiri aldım. Ben de Selim'in sahadaki performansının çok iyi olduğunu, çok mücadele ettiğini ayrıca 45 yıllık kankam olduğunu belirttim. Ayrıca Fatih Terim hareketleri yapmak için arkamda seyirci, yanımda yardımcıların ve Abdürrahim'in olması gerektiğini, hareket yapsam da kimsenin görmeyeceğini belirterek kendimi savundum. Ama muhalifleri bir türlü ikna edemedim. Başkan Ayhan Kıyıcı tüm bu eleştiriler neticesinde baskı altında kaldı ve sabah kahvatıdan sonra basın açıklamasında yeni teknik direktörü ve kaptanı açıklayacağını söyledi. Biz de başkana "sözleşmemiz 5 yıllık, bunu dikkate al" dedik. O da tüm yaşananları akşam değerlendireceğini ve ona göre açıklama yapacağını belirtti.
Gece tam bir dostluk havasında geçti. Kafalar biraz iyi olunca "kardaş" diyerek bize sarıldılar. Kafileden Abdülbaki adında bir arkadaşımız Yorgo ile kanka oldu. Gece boyunca hep birbirlerine birşeyler anlattılar. Sonra Abdülbaki'ye ne konuştunuz Yorgo ile dediğimde "ne ben ne de o konuştuğumuzdan birşey anlamadık. Tek anladığımız kardaş ve arkadaştı" dedi. Yunan'lı dostlarımıza bu güzel gece için teşekkür ediyoruz.
Sabah kahvaltıdan sonra muhtar basın açıklaması için masada yerini aldı. Mehmet Kıyıcı ve Turhan Ayevi, Yılmaz Vural'ın milli takım teknik direktörünün belirleneceği federasyon binasının önünde volta atması gibi muhtarın masasının etrafında yerlerini aldılar. Fakat muhtar doğru bir karar alarak bize bir maç daha şans tanıdı. Bu açıklama i,le arkadaşlar şoka uğradılar. Burada 15 Haziran da oynanacak maçı kaybedersek zaten biz görevden affımız isteyeceğiz. Ama arkadaşlar fazla umutlanmasın burada maçı alacağız.
Kahvaltıdan sonra Elena Hotel'den ayrıldık. Arabamızı hotel önünde bırakarak Serez'i gezmek üzere yürüyüşe çıktık. Çarşı merkezine geldiğimizde Cumaretesi gününün aksine tüm kafelerin tıklım tıklım dolu olduğunu gördük. Çarşıda birbirini parelel kesen iki sokak tamamen kafe ve lokanta ile dolu idi. Arada başka bir çeşit dükkan yoktu. Tamamen kafe ve lokanta. Merekeze geldiğimizde Şeyh Bedrettin'in idam edildiği ve kellesinin alınarak İstanbul'a gönderildiği Serez'in esnaf çarşısı olan Bedesten Çarşısını gezdik. Tek girişi olan kapalı bir yer Bedesten çarşısı. Şimdi Arkeoloji müzesi olarak kullanılıyor. Fakat Şeyh Bedrettin ile ilgili herhangi bir yazı vs. koymamışlar çarşıya. Serez'de 5 tane de kullanılmayan cami varmış. Türklerden kalan başka bir eser görmedik. Mutlaka vardır ama zaman kısıtlı olduğundan sadece çarşı merkezinde dolandık ve sonra geri dönüş için yola çıktık.
Dönüşte Kavala şehir merkezine uğradık. Kavala bir sahil kenti. Sahilden dolaşarak Kavalalı Mehmet Ali Paşa Konağına gittik. Paşanın at heykelini gördük. Burası yüksek bir yer olduğundan Kavala'ya yüksekten bakma fırsatı bulduk. Pargalı İbrahim Paşanın yaptırdığı "Su Kemeri" Kavala'nı içinden bir inci gerdan gibi geçerek şehire ayrı bir güzellik katıyor. Dönüşte bir balık lokantasında yemeğimizi yedik ve Kavala'dan ayrıldık. Kavala çıkışında yolumuz üzerinde Kavala kurabiyesi satan bir yerde mola verdik. Kavala kurabiyesi aldık. Onlar da bize demleme çay ikram ettiler. Yunanistan'da demleme çay yok, hep sallama çay var. Hatta bir arkadaş "Serez'de bir kahve açsak bir ayda bunları çaya alıştırır ve müthiş para kazanırız" dedi. Karasu'yu geçerek Batı Trakya'ya girdik. İskeçe çıkışında bir göl içinde yer alan kiliseye uğradık. Göl içinde bir büyük bir de küçük kilise inşa etmişler. Önce ahşap köprü ile büyük kiliseye, sonra 2.ci bir köprü ile küçük kiliseye gidiliyor. Bazı arkadaşlar adet yerini bulsun diye mum yaktılar, ayin dinlediler. Günah işleyen kızların papaza günahlarını anlatmasını ve papazın günah çıkarma seramonisini izlediler. Çıkışta köprü başında kafilenin biri ile sohbet ettiğini gördüm. Ağbim Mehmet, çabuk gel senin ilgine çeker dedi. Gittiğimde yaşlı, imam sakallı biri ile Türkçe konuştukarını gördüm. Adamın sakalı fazla uzun olmayınca ve düzgün bir Türkçe konuşunca onu burada görevli, hizmet işlerine bakan İskeçe'li bir Türk sandım. Fakat Türk müsün diye sormak yanlış olacağından, buradaki göreviniz nedir diye sorduğumda "Gün boyunca Allah için dua ediyoruz, ayin yapıyoruz" dedi. Sanırım o da bir papaz ama baş papaz değil. Türkçe'yi nasıl böyle aksansız, düzgün konuştuğunu sordum. Babası Bursa Mudanya'lı imiş. Küçükken evde hep Türkçe konuşulurmuş, buraya gidip-gelenlerle de sürekli konuştuğumuzdan unutmadım dedi. Aleksopodiridis, aynı zamanda ustaymış ve küçük kiliseyi herşeyi ile kendinin yaptığını anlattı. Burası devlete bağlı değilmiş, yani diğer kilise papazları gibi devletten maaş almıyorlarmış. Tamamen buraya gelenlerin yaptığı bağışlarla yaşamlarını devam ettiriyorlarmış. Turhan Ayevi tutturdu bana "bağış yapsana hocam" diye. Sen niye yapmıyorsun dedim? Serez'de müzisyene yaptın ya, buna da yap dedi. Ben de "müzisyen emeği ile geçinen adam. 50 cent verdim adam bana Türkçe şarkı çaldı. Bu ne yapacak dedim? Dua okuyacak dedi. Ben de bağışı sen yap, sana okusun bir de üflesin" dedim ama Turhan arkadaşımızın parası kıymetli olduğundan hemen oradan sıvıştı.
Dönüşte hep gündem teknik direktör ve kaptanın görevden ayrılması tartışmasıydı. Ben de Turhan'a, ısrar ederse 2. maçta kesik yiyeceğini, devşirme futbolcu oynatmayacağımı, takımda tamamen Budakdoğanc'lı veteranlar yer alacağını söyledim. Mesala Faruk takımda olacak dedim. Pabucun pahalı olduğunu anlayınca hemen ısrardan vazgeçti. Tabi şaka bir yana pasaport probleminden dolayı takımdaki birçok arkadaş maça gelemedi. Ama buradaki maçta daha geniş bir kadro ile mücadele edeceğiz. Sonucun da daha iyi olacağını umuyorum. Burada yardımcım Yılmaz Fındık ve birkaç kişinin daha yanımda yer alacak olması dolayısı ile Fatih Terim hareketlerini daha rahat yapabileceğim. En azından kaçan bir gol sonrası yanımdakileri hırpalama şansım olacak. Abdürrahim Albayrak rolünü üstlenmek isteyen arkadaşlarımıza başvuru önceliğine göre değerlendirme yaparak görev verebiliriz.
Akşam saat 21:00 gibi Edirne topraklarına adım attık. Yol boyunca Fenerbahçe maçından güzel bir skor gelince sevindik. Tabiki Fenerbahçeli arkadaşlarımız üzüldü ama ne yapalım yapacak bir şeyimiz yoktu. Gümrükten çıkarken herkes kendine birer şişe Uzo aldı. Fakat bizim gümrükte yeni yetme, içkiyi sevmeyen gümrük muayene muhafızlerı sorun çıkardı. Uzo'ların çöpe gitmesi büyük ağız dalaşımız sonunda olumlu sonuçlandı ve uzo'lar çöpe gitmekten kurtuldu.
Böylece Veteran da olsa Budakdoğanca Spor olarak ilk uluslararası maçımızı yapmış olduk. Yenilmiş olsak da böyle bir organizasyon ile Yunan veteranları ile bir dostluk maçı yapmak çok güzeldi. Organizasyon Komitesine tüm kafile adına tekrar teşekkür ederim..
Necmettin KIYICI