Yıkılmaz kalem. Ben senin acılarını bohçaladım,gönderdim köyüme. Kavuştun anana, babana, küçük kardeşime. Öfkemden, acımdan, korkularımdan arınamadım. Adını an dım, haykırdım yankılanan sesimi tek ben duydum. Çocuk gibi kayboldum şehrin ortasında. Seni çağırıyorum rüyalarıma, beni bu hazan iklimlerinden bahara taşıyasın diye. Mustafan rüyalarında buluşuyor seninle. Elleriyle yerleştirdiği kara topraktan, hışımla çıkarmaya çalışıyorken görüyor kendini.
Sabrın ne denli büyük bir erdem olduğunu, yaşarken öğrettin sen. Ben bu dersten sınıfta kaldım babam. Gülüşlerim dondu yüzümde. Seni yaşatmaya, sensizliğinde de yaşamaya yeminler etmişken, surlarım çatırdıyor ara ara.
Duygu mesafe tanımazmış ya, Gizemin bilinmez yollardan haberciler salıyor sana dualarıyla. Sana ulaşacağını bilse, Turaçın bir mektuba posta pulu olmaya razı bugünlerde. Anam uykuları uyunmaz kıldı kendine, rüyaları görülmez. Her tıkırtıda sıçrıyor, hacım geldi diyerek kapılara bakıyor. Bizi yaşatan sensizliğin acısıdır şimdi. Yediğimiz içtiğimiz özlem, sağ yanımız hüzün, solumuzsa yalnızlık. Acını tek kişilik yaşayamıyoruz. Paylaştıkça da azaltamıyoruz. Yine kış hüküm sürüyorken buralarda, buz kesti yüreklerimiz…
Sensizlik zamanlarında……….