Köyümüze elektrik geldi. O gece çocuklar çok neşeli, büyükler heyecanlıydı. Yıl 1972 Eylül ayıydı. Yaz boyunca işçilerin direk dikmesi, tellerin çekilmesi çalışmasını izlemiş, sürekli takip etmiştik çocukluğumuzda. Büyük bir merak ve heyecanla sokak lambalarının, evimizdeki lambaların yanmasını bekliyorduk. Elektrik medeniyet demekti. Ünlü fizikçi Edison'un ampulü bulduğu 1879 yılından tam 93 yıl sonra köyümüz, köylülerimiz elektrik ile tanışıyordu. Artık annelerimiz mayaladıkları yoğurtlarını, yaptıkları yemekleri buzdolabında saklayabileceklerdi. Ders çalışırken kardeşler lamba altı kampa kavgası yapmayacaklardı. Ampulün verdiği şavk her yeri kaplayacaktı. Annelerimiz mahalleye giderken gaz lambası kullanmak zorunda kalmayacaktı. ütülü pantolon ve gömlek giyebilecektik. Kömürlü ütüler artık köyümüz müzesinde yerini alacaktı. En heyecanlısı da televizyon izleyebilecektik. Büyük bir merakla insanların televizyonun içine nasıl girdiğini arkadaşlarımız ile tartışacaktık. Merakımızı giderecek ansiklopedi ya da hemen yazıp cevabını alacağımız google amca yoktu o zamanlar. Tek öğrenme kaynağımız öğretmenlerimizdi.
Güz aylarından güzel bir eylül akşamında Halk Eğitim Odası önünde köye elektrik gelmesi için bir tören düzenlendi. Dönemin muhtarı Recep Arabacı idi. Edirne Valisi Haydar ÖZKIN ile birlikte bir çok mülki amir köyümüze akın etmişti. Rahmetli Nurhan KÜÇÜK arkadaşımız yanan bir gaz lambasını muhtarımız Recep ARABACI ve Vali Haydar ÖZKIN'ın önüne getirdi. Hep birlikte lamba üflenerek söndürüldü ve trafonun şalteri indirildi. Ve BUDAKDOĞANCA ışıl ışıl parladı. O gece büyük bir coşku yaşandı. Herkes çok mutluydu. Sevinçten insanlar birbirine sarılıyordu. Elektriğin verdiği ışık ile birlikte okulumuzun kurulduğu 1941 yılından bu yana başta ilk öğretmenimiz Muallim Ahmet BOZTUNA olmak üzere ışık veren birçok öğretmenimiz oldu. Bu küçük, şirin ve güzel köyümüzden her meslekten bir çok cevher yetişti. Yetişmeye de devam ediyor. Bizim kuşağa ışık veren bu öğretmenlerimizden ikisi, Nermin Güner ve Betül Yıldırantopçu öğretmenlerimiz dün 45 yıl sonra köyümüzdeydiler.
Elektriğin gelmesiyle televizyon evlere kahvelere girmeye başladı. Hatırladığım kadarıyla kahvelerin dışında evine ilk televizyonu Haşim Güçlü amca almıştı. Necati Cumalı'nın eserinden uyarlanan ilk yerli dizimiz Zeliş'i, Haşim aganın evde izlerdik. Çünkü kahveye bizi almıyorlardı yaşımız küçük diye. Annelerimiz komşu Recebiye ablanın misafiriydiler hemen her gece. Tatlı Cadıyı, Şeker Kız Candy'yi, Komiser Kolombo'yu kimse kaçırmıyordu. Herkes işini bırakıp bunları izliyordu. Ziya Naya agam Buz Pateni hastasıydı. Buz pateni yapan güzel kızları görünce "kızım Allah seni pazar günü mi yarattı" diyordu. Ben de "niye pazar günü deyince, Necmettin sen de okul okuyorsun ama hiç kafan çalışmıyor, oğlum o gün tatil ya" derdi. Köye elektrik gelmişti ama kesintiler de çok sık oluyordu. Onun için evlerde duvardan gaz lambaları, kahvelerde tavandan lüx lambaları inmemişti henüz. Kahvemizin Lüx lambası şimdi köyümüz müzesinde yerini almış durumdadır. Bir gece kahvemizde elektrik kesilince rahmetli Katip dayı (Selahattin Mısıratlı) ile tüplü lüx lambasını yakmaya çalışırken tüp birden alev aldı. Kahvedekiler çil yavrusu gibi dağıldılar. Soğuk kanlılığını bozmayan bir kişi vardı kahvede. O da köyümüzün ilk komandosu rahmetli Mehmet Açış'tı. Mehmet dayı alevler içinde yanan tüpü aldığı gibi sokağa fırlattı. Sonra gitti üzerine kum dökerek alevi söndürdü. Mehmet dayı böylesine cesur, özü sözü bir mert bir insandı. Kısacası 1972 Eylül ayı köyümüz için bir devrimdir.
Halk Eğitim Odası: Şimdik köy konağının olduğu yerde bulunan, yanında muhtarlığın da olduğu bir binaydı. Burada bir kütüphane de vardı. Yıllarca dikiş, arıcılık,hayvancılık gibi kursların açıldığı Cumhuriyet'in bir kültür kurumuydu. Şehirlerdeki Halk Evlerinin alt birimiydi.
NECMETTİN KIYICI