Ana Sayfa

 
       

    Anasayfa      Haber Detay Ekranı

 
   

ATATÜRK’Ü ANLAMAYA ÇALIŞMAK



          Eğitim, yalnız meslekten eğitimcilerin ya da yetiştirilecek çocukları olan ana-babaların sorunu değil, hepimizin aslında. Eğitim, toplumsal kültürü, içine geleceğin kapılarını açacak anahtarları da koyarak, bir kuşaktan ötekine aktarma olduğuna göre, toplumca yarınlarımız ona bağlı bir bakıma.

 
            Ülkemizde eğitimin biçimiyle olsun, içeriğiyle olsun bir sorunlar yumağı haline geldiğini söylemeyen yok. Cumhuriyet’i kuranların “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” kuşaklar yetiştirme ülküsünün önüne bazı engeller getirildiği de bir gerçek.
 
            Peki Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitim açısından ülkemizin verileri çok mu parlaktı? Atatürk ve düşünce arkadaşları hepimizin bildiği o imkansızlıklar karşısında neler söylemişler, neler düşünmüşler ve neler yapmışlardı? Geleceğin aydınlığına inanan Cumhuriyet’in gözüpek kurucuları karanlığa karşı mücadelede geçmişte olduğu gibi günümüzde de bize rehberlik etmeye devam etmektedirler. Bu nedenle Atatürk’ün eğitim anlayışını kısaca özetlemek bir zorunluluk haline gelmektedir.
Atatürk’ün, söylevlerine, gerçekleştirdiği devrimlere, ortaya koyduğu ilkelere baktığımız zaman, onun çok başarılı bir asker, iyi bir politikacı, tam bir devlet adamı,  mükemmel bir yönetici ve her şeyden önce de eşsiz bir eğitimci, hatta bir eğitim bilimci olduğunu görüyoruz.
     Atatürk bir ulusun yaşamında eğitimin önemini belki de en iyi anlamış, anlatmış devlet kurucusu ve Cumhurbaşkanı idi.
     Ona göre, ekonomide, sağlıkta, sanatta, sporda nerede bir problem varsa onun temelinde eğitim yatmaktadır.
             Eğitimin dogmalardan hurafelerden arındırılarak bilimsel temellere dayalı olması gerektiğini vurgulayan Atatürk, bu düşüncesini şu sözleriyle çok açık bir şekilde dile getirmiştir;
                 "Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki amaçlara tamamen ulaşamadığımızı; fakat asla ödün vermediğimizi akıl ve bilimi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğimizi iddia etmek aklın ve bilimin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benimsemek isteyenler; bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar."
   Ülkenin kurtuluşunun eğitime verilecek önemle sağlanacağına inanan ATATÜRK, bilime verdiği değeri ayrıca şu sözleriyle dile getirmektedir:
 
 “Hanımlar, beyler, ülkemizin en bakımlı en güzel, en şirin yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanın yenildiği zaferin gizi nerededir bilirmisiniz? Orduların  yönetim ve yöneltiminde bilim ve fen kurallarının kılavuz edilmesindedir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın, üniversitelerimizin kuruluşunda aynı yolu izleyeceğiz. Evet, ulusumuzun siyasi ve sosyal yaşamında, ulusumuzun fikir yönünden terbiyesinde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. Okul sayesinde Türk ulusu, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiiri ve edebiyatı tüm güzelliği ile gelişecektir.”
 
   Bu nedenledir ki Atatürk, eğitimle ilgili görüşlerini ortaya koyarken, laiklik ilkesine özel bir vurgu yapmıştır. Tabulara ve tartışılması yasak kavramlara dayanan eğitimin bilimsel olamayacağı gerçeği Atatürk’ün bu alana özel bir önem vermesinin gerekçesi olmuştur. 
 
            Türk toplumunda çeşitli din, mezhep ve köklere bağlı insanların varlığını dikkate alan, dine saygılı ve dini bir vicdan sorunu kabul eden Atatürk’ün laik eğitim anlayışı, günümüzde özellikle ABD ve Avrupalı Devletler tarafından kasıtlı olarak istismar edilmekte, çarpıtılmaktadır.
 
Oysa Atatürk bu konudaki fikirlerini net bir şekilde ortaya koymuş ve şu açıklamalarda bulunmuştur;
 
“...Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.”
 
   “Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılmamalıdır.”
 
   Atatürk, eğitim yoluyla kul, köle ve körü körüne itaat eden insanlar yerine, bağımsız, özgür düşünceli ve yaratıcı nitelikli yurttaş yetiştirilmesini istediği içindir ki eğitimde laiklik ilkesine bu derece önem vermiştir.
  
 “Atatürk’ün eğitim konusundaki görüşlerini açıklamaya çalışırken üzerinde durulması gereken en önemli kavramlardan biri de bağımsızlıktır. Türk Devrimi’nin en önemli özelliği emperyalizme karşı verilmiş ve başarıya ulaşmış ilk bağımsızlık mücadelesi olmasıdır. Takdir edersiniz ki bu mücadelenin lideri de Atatürk’tür. Bağımsızlık benim karakterimdir diyen Atatürk. Atatürk çok iyi bilmekteydi ki bağımsızlık olmaksızın ne bağımsız bir eğitiminiz, ne ekonominiz, ne kültürünüz nede medeni bir yaşantınız olabilir. İşte bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nın ilk anından itibaren Mustafa Kemal liderliğindeki Türk milletinin parolası “Ya istiklal ya ölüm! olmuştur.
 
Yalnız tarihi gelişmeleri 1938’le sınırlamak ve karşılaştırma yapmadan Atatürk’ten bahsetmek, Atatürk’ün niçin önemli olduğunu tam olarak anlayamamamıza yol açıyor.
 
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığıyla ilgili düşüncesini şu sözleriyle açıklamıştır;
 
   “Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı kutsaldır. O, sonuna kadar güven altında ve dokunulmaz olmalıdır.”
Bu noktada Atatürk sonrası Türkiye ile ilgili bir küçük bilgi vererek Atatürk’ün kararlı politikasının değerini daha iyi anlayabiliriz sanıyorum.
 
Uluslar arası antlaşmaların giriş bölümünde “Bu antlaşmayı taraflar ülkelerinin bağımsızlıklarını koruma ve egemenlik haklarına tam saygı ilkesini saklı tutarak imzalamışlardır.” ifadesi yeralır.
 
   Ne yazık ki, Türkiye ile ABD arasında yapılan 12 Temmuz 1947 tarihli antlaşmada böyle bir kayıt yoktur. Niye yoktur, çünkü o antlaşma sözde ABD’ye “biz bağımsızlığımızı koruyamıyoruz, bize yardım et” ricasıyla başvurduğumuz tezine dayanır. ABD kendi kaynaklarında bu anlaşmanın gerekçesi olarak şu ifadeleri kullanır;
 
“Madem ki Yunan ve Türk Hükümetleri Birleşik Devletler hükümetinden, ulusal bütünlüklerinin ve özgür uluslar olarak bağımsızlıklarının korunması için gerekli mali ve diğer yardımları acele olarak istemişlerdir.”
 
Şimdi bu ifade Atatürk’ün ölümünden 9 yıl sonra bizim bağımsızlığımızın ipotek edildiği anlamını taşımaz mı?
 
Peki bir de Mustafa Kemal’in Sivas Kongresi günlerinde Amerikan himayesi isteyenlere karşı sergilediği tavrı hatırlayalım.
 
   Sivas Kongresi’nde Amerikan himayesi’nin kabulü için Rauf Bey’in de desteklediği İstanbul’dan gelen kurulun himaye önerilerine karşı Mustafa Kemal o en zor şartlar altında dahi açıkça şunları söyler;
 
   “Bu olmayacaktır. Türkiye istiklal ve bütünlüğüne sahip olacaktır. Bunu istemekte devam edeceğiz. Benim anladığıma göre bazı kişiler bizi Amerika’da Wilson’a, Senato’ya, Kongre’ye müraacat ettirmek ve bütün Türk milleti namına koruyuculuk veya himaye talep eden bir oyuna düşürmek istiyorlar. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Bu himaye biçimine Amerikalılar değil çocuklar bile güler. Her şeyin başında Amerikalılar kendilerine hiçbir menfaat temin etmeyen böyle bir himaye biçimini niçin kabul etsinler?
 
 
Bağımsızlık konusuna SÖYLEV’de de defalarca değinir Atatürk şunları söyler 1927 yılında TBMM üyelerine;
 
“Temel ilke Türk ulusunun onurlu ve saygın bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsızlıkla sağlanabilir. Ne denli zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar toplumlar karşısında uşak olmaktan öteye gidemez. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü, beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmeleri hiç düşünülemez. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa, yok olsun daha iyidir.”
 
Atatürk’e Sivas Kongresi günlerinde Amerikan himayesi teklif edildiğinde bakınız dönemin ABD Başkanı Wilson Türkiye için neler düşünüyordu;
 
   “Bana Türkler arasında Amerikan mandası lehinde bir istek olduğu bilgileri veriliyor. Ancak, Amerikan kamuoyunun buna razı olacağını sanmıyorum. Çünkü, Amerika’da inanılmaz ölçüde Türkler’e kin beslenmektedir. Amerikan toplumunun kabul edebileceği şey Türkler’e karşı Ermenilerin veya bir başka milletin korunması olabilir. Ancak, eğer bize İstanbul’un yönetimi teklif ediliyorsa, halkımız bu kentin işgalini onaylar. Çünkü bu kararla İstanbul Türklerin elinden alınmış olacaktır.”
 
İşte Atatürk “himaye kabul edilemez” derken bu oyuna karşı çıkıyor ve onurumuzu kurtarıyordu.
 
Atatürk’ün ölümünden çok kısa bir süre sonra dünya petrol devi Rockefeller’ın Amerikan Başkanı Eisenhower’a yazdığı mektup ne yazık ki bizim açımızdan Atatürk’ü anlayamamış olmanın bir belgesi gibi durmakta. O mektuptan çok küçük bir bölüm okumak istiyorum;
“Türkiye gibi ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır. Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur. Bu noktada dışişleri bakanlığıyla aynı fikirdeyim. Genişletilmiş iktisadi yardım, -Örneğin Türkiye’ye- bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar doğurabilir. Yani bağımsızlık eğilimini arttırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere –Türkiye gibi- doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır.
 
Şu bir gerçek ki bu ülkeler Atatürk dönemi Türkiyesini savaş meydanlarında da diplomasi masasında da yenememişlerdir.Ama vazgeçmeyeceklerini daha Lozan Konferansı’nda Lord Curzon İsmet Paşa’ya şu ifadelerle açıklamıştı;
 
Unutmayın, ne reddederseniz hepsi cebimdedir….İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi cebimden birer birer çıkarıp size göstereceğiz.”
 
Şimdi çok açık bir şekilde şunları söylüyorlar. Artık Atatürk’ten vazgeçin, Atatürk’ten kurtulun diyorlar, yetmezmiş gibi anayasasında demokratik, laik bir cumhuriyet olduğunu açıkça ifade etmiş bir devleti ılımlı İslam cumhuriyeti olarak tanımlıyorlar.
 
Yurtta barış dünyada barış diyen,
Ulusların hayatı söz konusu olmadıkça savaş bir cinayettir diyen,
Ben ölürsem bile, soylu ulusumun birlikte yürümekte olduğumuz yoldan ayrılmayacağına inancım tamdır diyen,
Bu ulus bağımsızlıktan yoksun olarak yaşamamıştır, yaşayamaz, yaşamayacaktır. Bütün cihan emin olsun ki bu ulus, idama, yok edilmeye değil, yüceltilmeye layıktır diyen,  
İnsan tabiatının en zengin niteliklerine sahip Mustafa Kemal Atatürk varken,
Amerikalıların George Washington’ınını mı, Almanların Bismark’ ını mı, Fransızların Da Gaulle’ünü mü, İngilizlerin bir damla petrol bir damla kandan değerlidir diyen Churchill’ini mi  baş tacı edecektik.
Atatürk’ten kurtulun çağrılarına karşı bu ülkenin aydın insanları cümlelerine “Büyük Atatürk vatan sana minnettardır.” diye başlar cümlelerini “Ya istiklal ya ölüm” bitirir.
    
Ferit BOZTUNA
Edirne Koleji Tarih Öğretmeni
feritboztuna@hotmail.com

 

    

    
 Okunma Sayısı : 451



      
Eklenme Tarihi : 21.06.2008

DUYURU SİSTEMİ

KÖYÜMÜZ İLE İLGİLİ DUYURULAR WHATSAPP MESAJI OLARAK GÖNDERİLMEYE BAŞLANMIŞTIR. WHATSAPP GRUBUMUZA ÜYE OLUNUZ..

GRUBA ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ

NOT: WHATSAPP YOLU İLE GELEN DUYURULARI İNTERNET KULLANMAYAN YAKINLARINIZA İLETECEĞİNİZİ UMUYORUZ.

......................................................................
GÜNCELLEME (12.10.2021)

2022 YILI DÜĞÜN DERNEK TAKVİMİMİZ GÜNCELENMİŞTİR.  TIKLAYINIZ

DÜĞÜNLERİMİZİN ÇAKIŞMAMASI İÇİN LÜTFEN DÜĞÜN TARİHLERİNİZİ SİTEMİZE BİLDİRİNİZ. 2123540@gmail.com

 Not: Davetiye Listesi için takvimin sol alt kısmında 2.sayfaya Tıklamanız gerekmektedir.

......................................................................
MEZUNİYET

SEVGİLİ ÖĞRENCİLERİMİZ... Mezuniyet Fotoğraflarınızı  info@budakdoganca.com  adresimize gönderirseniz sitemizde yayınlamaktan mutluluk duyarız. SİTE YÖNETİMİ

......................................................................

EN DOĞRU HAVA TAHMİNİ İÇİN  TIKLAYINIZ

......................................................................
20.06.2011

Sayın Budakdoğancalılar; Web sitemiz aracılığı ile  her türlü sevinçlerinizi paylaşabilirsiniz. Yeter ki bizlere iletin..Sizlere bir telefon kadar yakınız... Necmettin KIYICI : 0505 453 27 78 , Yılmaz FINDIK : 0535 424 61 12

......................................................................

İlimizdeki Nöbetçi Eczaneler İçin TIKLAYINIZ 

......................................................................

       REKLAM ALANI

        MAİL ÜYELİĞİ


EDIRNE

İLİMİZİN 5 GÜNLÜK
 HAVA DURUMUNU
GÖRMEK İÇİN
TIKLAYINIZ