9 KASIM 1938
Atatürk odasında bilinci kapalı yatıyor. Türk halkı en acı günlerini yaşıyor.
Sanki Dolmabahçe,sanki İstanbul,sanki Türkiye uyanmak istemiyor.O sabah ulu önder son saatlerini yaşıyor.Türkiye Atatürk ölürse ne yapacağını düşünüyor. Kara gece yavaş yavaş bitiyor. Ertesi gün acı son başlıyor.Mustafa Kemal’in bedeni sessiz odada yatıyor.Artık bitti! Atatürk’ün naaşı büyük bir törenle muhteşem bir kalabalık eşliğinde İstanbul sokaklarında ilerliyor.Bir kadın, elindeki eski bir mendil ile yaşlara boğulmuş gözlerini siliyor.Bu kadın neler düşünüyor olabilir?
Ağlıyor. Çünkü bir akrabasını, bir yakınını sanki ailesinden birini kaybetmişçesine üzülüyor.Çünkü, ülkesini kurtaran insan, o soğuk tahta tabutta, karanlıkta yatıyor. Asil Türk bayrağı üzerini sıkıca örtüyor.Belki de kadın düşünüyor;
“Neden gittin?” “Neden bizi bıraktın?” “Nereye gidiyorsun?” Kadın, yerdeki eski pazar torbasını alıp kalabalığın içinde kayboluyor. Kalbine gömüyor üzüntüsünü…!
Naaş yavaş yavaş ilerliyor.Uçsuz bucaksız kalabalık, aynı acıyı yaşıyor.
Aklıma Atatürk’ün anıları geliyor ki üzülüyorum.! Pembe konaktaki akşam yemekleri…
Sazlar eşliğinde, dostlarıyla yediği yemekler. Efkar dağıtıyordu.Onca şeyi başarmıştı. Oysa daha çok şey vardı yapacağı.Ama sıra bizde…
Türkiye’yi bizim ileriye götürmemizi istedi.O, öyle bir liderdi ki, tüm acılarını içine atmıştı. Selanik’in kaybedilişi, ailesinin vefatı, intiharlar, suikastler, ihanetler.Atatürk’ü anlatmaya bir kitap yetmezdi.Çok şeyi başarmıştı. Bundan sonra yalnızdı Atatürk. Aklına Selanik anıları geliyordu. Üzülüyordu.
Özlemişti Selanik’i doğduğu şehri, Rumeli’yi Balkanları…
Okuduğu güzel Manastır’ı. Yazdığı günlük ile avunuyordu…
Rumeli havalarını dinleyerek özlem gideriyordu. Beyaz Kule altında oturup söylediği şarkılar, türküler…
O gece yarıları fırtınalı günleri seyrettiği eski konağı
Ama artık hiçbiri yoktu. O da yoktu sıra bizde!
Biz tedbiri elden bırakmazsak, Ata’mızı yaşatırsak Türkiye’de yaşayacaktır.
YAZAR
Doğukan ÜZEREM