ÇOCUK VE ÇEVRE
EVİMİZ YERKÜRE / BİRGÜN / 13.06.2009
Kürşat Koyuncu
İstemedikleri bir şeyi yapmadıkça çocuklarla iletişim kurmak oldukça kolaydır. Onlarla kendi dil ve anlayışlarında ilişki kurmaya çalışın yeter ki. Önce çekingen tavırlarıyla küçücük bakışlar atarlar.
Düşünceleri, sevgileri, nefretleri, hareketleri hep saf ve doğaldır. Çocukların çevreye bakışları da büyüklerden oldukça farklıdır. Çünkü çocuklarda “çıkar” kavramı gelişmemiştir. Onlar için yemyeşil vadilerdeki kır çiçekleri, denizlerdeki çeşitli hayvanlar ve tertemiz bir gökyüzü çok önemlidir. Bir karıncanın kendinden birkaç kat daha büyük bir çekirdek kabuğunu taşıması çocukları nasıl da heyecanlandırır. Oysa büyükler tüm bunların farkına bile varmazlar.
Çevre sorunları günümüzde hem insan hem de doğa üzerinde tahrip edici bir güce sahip ve bu durumdan en fazla hem fiziksel hem de psikolojik olarak en fazla çocuklar etkilenmektedir. Örneğin, eşit miktarda hava kirliliğine maruz kalındığında çocukların birim vücut ağırlığı başına akciğerlerine aldıkları gaz miktarı yatişkinlerin iki katıdır. Bunun bir nedeni, yetişkinler yerden yaklaşık 160 cm yukarıdaki havayı solurken, çocuklar ağır ve zararlı partiküllerin ve egzozun yoğun olduğu alçaklıkta soluk alıp verir. Bir başka nedeni ise, çocuklar kirli havanın kısmen filtre edildiği burun yerine ağızdan soluk alıp verir ve kirli hava doğrudan akciğerlere gider.
II. Dünya Savaşı sonunda kimyasal silah üreten fabrikalar pestisit ve plastik üreten fabrikaları haline geldi. Son 50 yılda 87.000 yeni kimyasal madde günlük kullanıma girdi. Yani günde ortalama 10 yeni kimyasal madde kullanıma girmektedir. Günümüzde çocuklar ve yetişkinlerde büyükanne ve büyükbabalarında olmayan 300’den fazla metabolize edilemeyen kimyasal atık var.
Çocuklar daha doğmadan büyüklerin sebep olduğu çevre sorunları ile karşı karşıya kalmaktadır. Kirli hava, asit yağmurları, kimyasal atıklar, temiz olmayan içme suları ve gıdalar gibi sorunlar barındıran dünyada yaşayan anne bu etkileri dolaylı yoldan çocuğuna iletmektedir.
Az gelişmiş ülkelerde çevre kirlenmesinin önemli sebeplerinden biri yoksulluktur. Yoksulluk çocuklara temiz ve yeterli gıdanın sağlanamaması, sağlıklı barınma imkânlarının olmaması, eğitim ve sosyal hizmetlerin yetersiz olması demektir. Bu gibi etkenlerin sonucunda çocuklar küçük yaşta iş hayatına girmesine neden olmaktadır. 2000 yılına ait bir istatistikte, gelişmekte olan ülkelerde, yaşları 5-14 arasında olan 250 milyon çocuktan 120 milyon kadarı tam gün çalışmaktadır. Özellikle ülkemizin yoksul kesimlerinde yaşayan çocukların küçük yaşlardan itibaren kirletici özelliklere sahip sanayi kuruluşlarınde çalışmaya başlaması, onları yoğun bir çevre kirliliği ile karşı karşıya getirmektedir.
Eskiden medeniyetin beşiği, teknolojik ve toplumsal gelişmenin merkezi olarak bilinen şehirler artık çevre sorunu üreten ve bu sorunların yoğun olarak yaşandığı yerler haline geldi. Milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerdeki en büyük sorunlardan biri barınacak yerlerin olmamasıdır. Bunun sonucu olarak gecekondulaşmanın yoğunlaşması beraberinde birçok olumsuzluğu da getirmektedir. Diğer büyük bir sorun da nüfusun hızlı artışı. Ulaşım sorunları, trafik, gürültü, hava kirliliği, sanayi kirliliği ve plansız yerleşme sonucu yeşil alan eksikliği ve betonlaşan bir şehirde çocuklar, doğadan soyutlanmış ve bedensel ve psikolojik sorunlarla adeta hapis hayatı yaşamaya başlamıştır. Bunu aşmak için çocuklara sağlıklı bir çevrenin nasıl olduğunun eğitimi verilmelidir. Bunu yaparken, çevrenin insan hayatında ne kadar önemli olduğu, insanın da o çevrenin bir parçası olduğunu ve o çevre olmadan insan hayatınında yok olacağının önemi vurgulanabilir.
Örneğin, aile gezintileri bir çevre dersi şekline dönüştürülüp zevkli hale getirilebilir. Ailecek gidilecek bir kır gezisi, bir yürüyüş, bir müze ziyareti, onların bir alışveriş merkezine ya da eğlence parkına götürülmesinden daha faydalı olacaktır. Bu gezilerde biyolojik çeşitliliğin önemi anlatılabilir. Tabii bunu yapabilmek için önce tüm bunları anlamak gereklidir. Sizin içinizde olmayanı çocuğunuza, arkadaşınıza, komşunuza veremezsiniz.
Sonuç olarak, sağlıklı bir çevrede yaşamak ayrıcalık değil bir haktır.