BİR ARTVİN MASALI... / BİRGÜN GAZETESİ 15 Ağustos 2009
Bir varmış bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş, çokmuş ta çoğunun cebinde beş kuruşu yokmuş, bazısının da parası çokmuş ama yatacak yeri yokmuş. Dörtgen biçimli memleketin birinin kuzeydoğu köşesinde, benzersiz hayvan ve bitkilerin yaşadığı, daha geçen hafta biliminsanlarının yeni bir tür balık, çiçek ve arı bulduğu, her yanı milli parklar ile bezenmiş, ağaçları yemiş dolu, cennetten çıkan suları kıvrıla kıvrıla getiren yemyeşil bir vadi varmış.
Bu vadinin halkı mutluluk içinde yaşarmış. Bir gün dünyanın en soğuk başka bir köşesinden kalay suratlı, cebi para dolu ama gözü aç, kara donlu, kara gözlüklü, kara kalpli adamlar gelmiş ansızın. Başlangıçta altın çıkartacağız demişler, niye geldiniz diye soranlara ve biraz da gümüş mesela. Halk itiraz etmiş tabii. Güya direnmiş kara gözlüklü adamlar bir süre, kıs kıs gülerek. Tamam demişler sonra, bakın pes ettik, vazgeçtik vallahi altından da, gümüşten de. Sizler vicdanlı, akıllı insanlarsınız. Bakın kalktık geldik dünyanın öbür ucundan, bu kadar yatırım yaptık buralara. Hani nerede sizin misafirperverliğiniz? Bırakın da biraz bakır çıkartalım bari demişler, hatta varsa sizde azıcık da çinko. Halk susmuş haliyle, biraz da galip çıkmanın verdiği sarhoşlukla. Peki demişler, bilmeden, anlamadan kandırıldıklarını. Oysa masal bu ya, zaten taaaaaa en başından beri ne altın ne de gümüş çıkartacaklarmış kara donlu, kara gözlüklü, kara kalpli adamlar, aslında hedefleri zaten hep bakır ve çinkoymuş.
AKLIN İCABI NE?
Gel zaman git zaman ikinci aşamaya geçmişler. 60.000 insanı yerinden, yurdundan edecek yeni bir plan yapmışlar. Barajlar yapılacak vadiye, tam 27 tane, su gelecek buralara, bırakın evlerinizi, çabuk gidin demişler. Bakın size seçenek de sunuyoruz, ister kasabanızı, mahallenizi, köyünüzü şu taşlı tarlaya taşıyalım, ister şu kumlu kayaya. Seçin, beğenin, yerleşin demişler. Halkın “hayır biz bir yere gitmiyoruz” diye bir seçeneği yokmuş ki. Böyle bir seçenek sunulmamış ki. Kara donlu, kara gözlüklü, kara kalpli adamlar bakmışlar ki kimse gitmek istemiyor, gidenler de işi ağırdan alıyor, üzülmeyin size iş veririz demişler, herkes inanmış. Tası tarağı toplayıp yollara düşmüşler.
Sonra ne mi olmuş? İş de vermemişler elbet, aş da. El elde, baş baştadan başka bir şey kalmamış halka. Kara donlu, kara gözlüklü, kara kalpli adamlar yerleşmiş Çoruh’a. Aman Çoruh mu dedim? Affedersiniz, masalımızdaki cennet vadiye. Adı batasıca bakırı çıkartmaya başlayacaklarmış, sessizce, derince. Bu vadi de daha binlerce yıl eskisi gibi olamayacakmış. Kara donlu, kara gözlüklü, kara kalpli adamlar tüm bu işlere imza atanları da, “Çoruh’a gerdanlık taktık” diyenleri de Çevrenin bakanı yapmışlar üstelik dalga geçer gibi. Masal da burada bitmemiş ama onlar ermiş muratlarına, halk da çıkmış kerevetine.
Gökten üç elma düşmüş, üçü de halkın kafasına. Yalnız bir yazı kalmış kentin girişinde koskoca bir tabelada “Tabiata saygı aklın icabıdır-Atatürk” diye. NOT: İstanbul'daki yetkililere duyurulur......